CAN & SOPHIE x ART UNLIMITED

Kültür kim olduğunuzu bildirir. Ve kim olduğunuz, çalışmanızı bilgilendirir. Çalışmanız daha sonra kültürü geri besler. Bu simbiyotik bir döngüdür. Bundan tamamen bağımsız olduğumuzu düşünemeyiz ama diğer yandan kültürlerimizin işlerimizde baskın bir şekilde okunduğunu sanmıyoruz. Hatta aksini söyleyebiliriz.

Sanatsal yolculuğunuzdan bahsederek başlayabiliriz. Sanat yapmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Can Dağarslanı: Mimarlık eğitimim sırasında, yaşadığım ve seyahat ettiğim şehirlerin sinematografik silueti fotoğrafa olan ilgimi tetikledi. Gezdiğim şehirler bana maddeleşmiş resim hissiyatı veriyordu. Onları fotoğraflayarak kendimi özgür kılabileceğimi hissettim. Böylelikle tamamen kendimi yansıttığım fotoğraf disiplini üzerine işler üretmeye başladım.

Sophie Bogdan: Sanata olan ilgim henüz küçük bir çocukken başladı. Yoğun bir şekilde resim yapıyordum. Bunun yanında kız kardeşimle kostümler giyerek kendimize roller buluyorduk. Başkalarının bakış açılarına adım atıp onlar gibi olmaya derinden ilgi duymaya başladığımda, bu benim oyuncu olma isteğimi doğurdu. Dans dersleri aldım, tiyatro gruplarına katıldım, oyunculuk eğitimi aldım. Başkalarını hissetme yeteneğim, bedenim, görsel gücüm ve sıra dışı dünyalar yaratabilen hayal dünyam gibi edindiğim araçları kullanmak, bir sanatçı olarak kendimi farklı şekillerde ifade etmeme yardımcı oluyor.

 

Can Dağarslanı mimar ve fotoğrafçı ile Sophie Bogdan ise oyuncu ve model. Birlikte ilk kez 2014 yılında, Mamut Art Project’te de sergilenen Identities – Kimlikler serisinin çekimleri için bir araya gelmiştiniz. O günden bu yana işleriniz dünyanın çeşitli şehirlerinde gösterilmeye devam ediyor. Yerel kültürünüz ve çevreniz sanatsal çalışmalarınızı etkiliyor mu? Evet ise nasıl etkiliyor? Sanatınızda kullandığınız malzeme ve teknikler bu etkileşim ağında bir yankı buluyor mu?

CD & SB: Kültür kim olduğunuzu bildirir. Ve kim olduğunuz, çalışmanızı bilgilendirir. Çalışmanız daha sonra kültürü geri besler. Bu simbiyotik bir döngüdür. Bundan tamamen bağımsız olduğumuzu düşünemeyiz ama diğer yandan kültürlerimizin işlerimizde baskın bir şekilde okunduğunu sanmıyoruz. Hatta aksini söyleyebiliriz. Projelerimizi gerçekleştirirken çokça seyahat ediyoruz. Yeni mekânlar bize farklı perspektifler sunuyor. Kendi köklerimize bağlı kalmaktansa bulunduğumuz yeri analiz ediyor ve oranın soyut bir parçası oluyoruz. Oraya has mimariyi, ışığı, rengi, doğayı ve kültürü kullanıyoruz.

 

Mimarinin ve fotoğrafın birleşiminden yola çıkarak sessiz mekânlarda, renk kodları anlar yaratıyorsunuz. Medyum olarak fotoğrafı seçmenizin sebepleri nelerdir?

CD: Kendimi en sade biçimde ifade edebildiğim medyum fotoğraf. Öncelikle fotoğrafın günlük yaşamla ilişkili olması ilgimi çekiyor. İkimizin de renklere ve ışığa karşı büyük bir tutkusu var. Sadece renkli film kullanarak analog fotoğraf çekiyoruz. Ve tutkunu olduğumuz renkleri ve ışığı belgelemek, onlara bir nevi sonsuza kadar sahip olmamızı sağlıyor. Çektiğimiz her fotoğraf serisi bizim için birlikte deneyimlediğimiz mekanların dokümantasyonu niteliğini taşımış oluyor.

SB: Fotoğrafçılıkta sessizliği ve samimiyeti seviyorum. Başka bir sanatçıyla, çoğunlukla sözsüz, içgüdüsel iletişim içinde olarak birlikte bir iş üretmek benim için çok özel bir his. Yaratıcı güce sahip olan bir fotoğraf çekiminin en başından son anına kadar, ilgimi çeken çok etkileyici bir gerilim/heyecan hissi var.

 

İşlerinizde renkler ve insani yanılgılar ön planda. Bu “çatışmaları” yaratmak sanatsal iletişiminizde neyi temsil ediyor, ne ile özdeşlik kuruyor?

CD & SB: İzleyicilerin göremedikleri ama bir şekilde zaten bildikleri şeyleri görmelerini hedefliyoruz. Bu, onlarınkinden tamamen farklı bir dünya görüşü olabilir. Ya da o kadar yakın olabilir ki sanki bizim gözümüzle bakıyormuş gibi hissederler. Her iki durumda da izleyiciye kim olduğunu ve kim olabileceğini hatırlatmak istiyoruz. Onlara sunduğumuz renkler, ışıklar/gölgeler, perspektifler ve grotesk hikayelerle bunu deneyimlemelerini hedefliyoruz. Örnek vermek gerekirse, işlerimizi incelediklerinde, etraflarındaki sıradan nesnelerin rutinden farklı bir şekilde de algılanabileceğini, renklerin ve ışığın katmanlarının ve derinliklerinin ne kadar sonsuz olabileceğini fark ediyorlar.

 

Mamut Limitedta gördüğümüz Sophie Bogdan serisi ışık ve gölgenin buluşma süreci üzerine düşünülerek ortaya çıkmış gibi. Bu serinin hikayesini bizimle paylaşır mısınız?

 CD & SB: “Göz her zaman ışığa takılır ama gölgelerin söyleyecek daha çok şeyi vardır.” Bizim de tam böyle hissettiğimiz anlarda ortaya çıkan bu seri, Sophie ve benim diğer profesyonel alanlarımız olan mimarlık ve oyunculuktan güçlü bir şekilde besleniyor. Ben mekânların katmanlarını kullanırken Sophie de bu mekanlarla kendini veya kendinin bir parçası olan gölgesini bütünleştiriyor. Her ikimizin de içinde yer alan karanlık yanları, bu aydınlık sahnelerde, gölgeler vasıtasıyla izleyici ile paylaşıyoruz.

 

Sizin için başarılı bir yapıt üretmek kişisel tatminle mi yoksa sanat dünyasından takdir görmekle mi ilgilidir? Neden?

CD & SB: Sanatçının, kişisel tatmin veya çevresel taktirden öte amacı, kim olduğunu ve dünyayı nasıl gördüğünü paylaşmaktır. Sanat, kendini ifade etme özgürlüğüyle yaratılır ve bireysel yorum özgürlüğüyle kabul edilir. Sanatın değerinin en önemli kısmı içgüdüsel düzeyde hissedilir. Kendinizi ifade etmeniz izleyicinin de kendi kendini ifade etmesini sağlar. Başarılı bir yapıt sanatçı ile izleyici arasındaki konuşmayı kapatmak yerine başlatabilendir.

s

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labo.

No products in the cart.